13 Şubat 2012 Pazartesi

DÎNİME KASTEDENLER (1)



Allahü teâlâ, Hucurat suresi 10.ayeti kerimesinde meâlen, "Müslümanlar kardeştir" buyuruyor.Yedi milyarlık dünyada, biz birbuçuk milyar kardeşiz.Kardeşlerim, ne haldesiniz?
Yeryüzünün dört bir yanındaki aç, yoksul, garip müminlerin cılız sesini, şu an kendi devletinin zulmü altında inleyen mazlum Suriyeli kardeşlerimizin feryatları bastırıyor.Bu vahşi katliamı, rehavet içindeki zengin soydaşları ve sözde dindaşları görmezden geliyor, denî dünya ise seyretmekle yetiniyor.Müslüman halklar üzerinde oynanan oyunlar,bir kez daha tekerrür ediyor.
Neden?...sualinin cevabı çok da güç değil, zirâ İslâmın düşmanları, farklı isimler altında olsalar da, konu müslümanlar olunca tek bir loca altında toplandıkları görülüyor.
Şu an "Arap Baharı" adı altında başlatılan, binlerce müslümanın ölümü, sakatlığı, yersiz-yurtsuz, yetim, öksüz, dul kalmasıyla neticelenen hareketin sürdürüldüğü müslüman ülkeler, müslüman maskesi altındaki mürted, siyonist veya farmason çeteler tarafından idare ediliyor, doğrusu artık edilemiyor.Misâlen, yüzde doksanüçü sünni müslüman olan Suriye halkına reva görülen bu zulüm, yüzde yedilik Nusayri batıl inancına sahip Şiiler eliyle işleniyor ,görünürdeki bu azınlığın arkasında dünyayı şekillendirme sevdasındaki büyük(!)güçler, şer odaklar, el- Hak cezalarını bulacak küffar ordusu bulunuyor.Ne acı ki, Suriye gibi Irak, Filistin, Tunus, Libya, Mısır, Cezayir, Ürdün ve Yemen'in de mazlum halkları az bir zaman önce Osmanlı'nın tebaası idi.Küffar ehli, önce onları Osmanlı'dan kopardılar, sonra da kendi güdümlerindeki zalim devlet adamlarını başlarına musallat ederek, bugünkü perişan neticeyi hazırladılar.
İslâm düşmanlarının en büyük korkusunun ehl-i sünnet müslümanlığı olduğu biliniyor.İslâmın tek hak mezhebini yok etmek için hedeflerine de sünni müslümanları koyuyorlar ve daha çok, bâtıl mezheplerle hak olan sünni mezhep mensuplarını karşı karşıya getiriyorlar.Müslüman ülkelerdeki mezhep farklılıklarını körükleyerek, iç çatışmalara sebep oluyorlar.
Mübarek dinimizin düşmanları, ehl-i sünnet müslümanlığının kalbi olan güzel ülkemizdeki faaliyetlerini Osmanlı'nın son zamanında başlatıyorlar ve senelerdir son derece sinsi bir şekilde yürütüyorlar.Maalesef saf insanımızın öteden gelen temiz îtikadını, şatafatlı sözlerle, felsefik yalanlarla bozuyorlar, müslümanları sadistçe aldatıyorlar.Bugün ülkemizde, çeşitli tarikatlara, cemaatlere, gruplara mensup, sözümona müridlerin, talebelerin bir kısmı, tereyağından kıl çeker gibi çekilmiş imanlarından habersiz, ehl-i sünnetten gafil, mezhebsiz olarak ya ehl-i bid'at zümresinde, ya da küfr-i hükmi ile felaketin en büyüğüne düçar bir şekilde yaşıyorlar.Bugünkü vaziyetimizi doğru olarak anlayabilmek ve sağlıklı tahlil yapabilmek için Osmanlı'ya uzanmak elzem oluyor.
Hüseyn bin Said hazretleri,(rahmetullahi aleyh)
"Osmanlı demek,İslâm demektir,Osmanlı sultanlarının hepsi halis müslümandı." buyuruyor.
Mekke Şafiî reisüluleması Ahmed Zeynî Dahlan hazretleri "Fütuhat-ı İslâmiyye" adlı kitabında şöyle yazıyor:
"Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra Kur'ân ve Sünnete en uygun devlet Osmanlı devletidir" 
Osmanlı uleması ve tebaası îtikad olarak ehl-i sünneti, ameli olarak da dört hak mezhebi, -ağırlıklı olarak hanefi mezhebini- benimsemişti.Şer'i hükümler öyle titizlikle uygulanırdı ki, müslim-gayrı müslim halk yüzlerce yıl, huzur içinde bir arada yaşarlardı.Şimdilerde Osmanlı üzerinden din düşmanlığı yapanlar için, şu tek misâl dahi başka söze hâcet bırakmıyor:
"Osmanlılarda, altı yüz sene içinde, bir kerre zinâ şâhidliği yapılmamış, bu sebeb ile hiç kimse, recm edilerek öldürülmemiştir." (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî rahmetullahi aleyh)
Yüzlerce yıl şerefle İslâmın sancaktarlığını yapan Osmanlı'ya, düşman birkaç koldan birden sızıyor.İslâmı parçalamak isteyen haçlılar,topla tüfekle  amaçlarında muvaffak olamayınca, silahı bırakıp, kirli oyunlarını, İslâmın kalesini içten fethetme taktiği ile oynamaya başlıyorlar.İsveç'te ve Paris'de oluşturdukları mason locaları marifetiyle, İslâm memleketlerine  ajanlar gönderip, müslümanların yaşantılarını, iman ve ibadet esaslarını öğreniyorlar evvela.Uzun yıllar ısrarla, büyük titizlik ve disiplinle sürdürdükleri bu çalışmalar seneler sonra meyvelerini veriyor, kendilerini müslüman olarak olan tanıtan bu ajanlar vesilesi ile, bozuk îtikadları müslümanlar arasında yaymaya başlıyorlar.Paranın büyük gücünü de kullanarak zaman içinde, bulundukları memleketlerde kendilerine yandaşlar edinip, devlet idarelerinde yer alıyorlar ve artık görünmeyen kaleyi içeriden feth ediyorlar. İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Hempher'in hatıralarını okuyunca dehşete kapılmamak, kahrolmamak mümkün değil.
İslâm düşmanlarının başka bir açıdan yürüttüğü faaliyet, Dinde Reformcular kitabında şöyle anlatılıyor:
"...Osmanlı orduları Viyana'ya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korktu.İslâmiyet Avrupa'ya yayılıyor, hristiyanlık yok oluyor diye şaşkına döndüler.Osmanlı akınlarını durdurmak için çare aradılar.Çok uğraşdılar.Bir gece yarısı İstanbul'daki İngiliz sefiri şifre yolladı.Avrupa'ya müjde vermek için sabahı bekleyemedi.'Buldum buldum.Osmanlıların zaferden zafere ulaşmalarının sebebini ve bunları durdurma çaresini buldum', diyor ve şöyle anlatıyordu:'Osmanlılar adıkları esirlere hiç kötülük yapmıyor, kardeş gibi davranıyorlar.Hangi milletden, hangi dinden olursa olsun, küçük çocukların zekalarını ölçüyorlar.Keskin zekalı çocuklar seçilerek, saraydaki Enderun denilen mekteblerde, değerli öğretmenler tarafından okutuluyor, İslâm bilgileri, İslâm ahlakı, fen, kültür dersleri verilerek, kuvvetli, başarılı müslüman olarak yetiştiriliyorlar.Osmanlı ordularını zaferden zafere ulaştıran değerli kumandanlar ve Sokullular, Köprülüler gibi seçkin siyaset ve idare adamları hep böyle yetiştirilen keskin zekalı çocuklardı.Osmanlı akınlarını durdurmak için bu Enderun mekteblerini ve bunların kolları olan medreseleri yıkmak, müslümanları ilimde, fende geri bırakmak lazımdır."
..Müslümanları aldatmak,medreselerden mekteblerden ilimli, fenli din adamları ve idareciler yetiştirilmesini önlemek için planlar hazırlandı.Cahil bırakılan gençler, Avrupa'da dinsiz yapıldı.Zevk ve sefahata alışdırıldı.Yalancı etiketler, diplomalar verilerek anavatana gönderildiler.Böyle diplomalı cahiller, düşmanların çok kurnaz ve milyonlar hare ederek çevirdikleri dolapları ile Osmanlı devletinde iş başına getirildi.Mesela mason olan Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuad Paşa ve benzerleri medreselerden fen derslerini kaldırdılar.Mithat Paşa ve Talat Paşa da din derslerini azalttılar."
Böylece Avrupa'ya gönderilen gençlerimiz ,masonların ağlarına takılıp, beyinleri ve gönülleri işlenmiş olarak yurda döndüklerinde, her alanda yapmak istedikleri reformları,dinde de yapma teşebbüsüne girişiyorlar.
Cennetmekan,sultan ikinci Abdülhamit Han,başa gelecekleri üstün firaseti ile sezip,  masonların tezgahlarını bozuyor, bir takım faaliyetlerini engelleyerek müsebbiblerini sürgüne gönderiyor. Ancak Yahudilerin, ittihatçılarla yaptığı işbirliğine, diğer şer güçler de katılınca,1909'da sultan tahttan indiriliyor ve artık her alanda olduğu gibi din işlerinde de önlenemez çöküşler başlıyor.Başta şeyhülislâmlık makamı olmak üzere, çeşitli din işlerine ve devletin diğer yüksek mevkilerine masonlar getiriliyor.Bu dinsiz kimseler, bozuk, sapık din kitaplarının yazılmasına önayak oluyorlar, önceleri yüksek ulemanın tasdikinden geçmedikçe basılamayan dîni kitaplar, kontrolsüz bir şekilde yayınlanmaya başlıyor. Mason olan şeyhülislam ve din işlerinde yetkili diğer dinsizler yanlış fetvalarla halkı aldatmaya başlıyorlar.
Yüzyılı aşkın bir süre önce başlayan aldatılmışlığımız,zaman içerisinde türlü akımların ülkemize girmesiyle artarak devam ediyor.Nerelerden ne sapık akımlar gelmiş,hangileri kimler tarafından kabul görmüş, günümüzdeki uzantıları neler...tüm bunlar bir sonraki yazıya nasipse.

4 yorum:

  1. bu konuyu kaçırdığım için üzülmüştüm,burda görünce çok sevindim :) çevrilen oyunları istismarları okudukça ağlamaklı oluyorum, özellikle bu aralar içinde bulunduğumuz döneme ait değilmişim hissine sıkça kapılır oldum.. Neyse, Allah senden razı olsun Hümeyra ablacım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. .."özellikle bu aralar içinde bulunduğumuz döneme ait değilmişim hissine sıkça kapılır oldum.." cümlesiyle nasıl da güzel yakalamışsın kendini Ayşenurcum,bayıldım buna...İçinde bulunduğumuz durumdan rahatsız olunca,bunca başıboşluğa,çirkinliğe içerden biryerlerden itirazlar çoğalınca, sanki içerinin de kapısı aralanıyor.Bu kez içerinin pislikleri görünmeye başlıyor ki,bunun da karşılığı senin 'ağlamaklı olmak'sözlerinle ifade ettiğin hisler bazen ağır bir hüzne,bazense ince bir sızıya dönüşebiliyor...Buna talip olanlar ancak matluba kavuşabiliyor...Yakaladığın bu yerden tut kendini Ayşenurcum,bırakma ki kavuşasın müjdelere...Bak İmam-ı Rabbani hazretleri ne güzel buyurmuş:"Aranılan hazinenin nişanını verdim sana/belki sen kavuşursun biz kavuşamadıksa da...

      Sil
    2. Aaah ahh inşallah.. Dualarını eksik etme ablacım.

      Sil
    3. Cenab-ı Hak farkındalığımızı,iz'anımızı artırsın inşallah,
      ıslahım için ben de dua beklerim ablacım.

      Sil