26 Şubat 2012 Pazar

AYŞE NİNENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

TRT ekranlarından her cumartesi yayınlanan 'ömür dediğin' programını- denk geldikçe- ibretle, çoğu zamansa gözyaşları içinde izliyorum. Ömürlerinin sonbaharındaki sevimli ninelerden, dedelerden öğrenilecek çok ama çok şeyler olduğunu görüyorum. Dün akşam, Antalya'nın Gündoğdu köyünden 98 yaşındaki, tek başına yaşayan Ayşe nineyi de ibretle, çok duygulanarak izledim. "Yokluk vardı okula gidemedim" diyen nineciğin konuşmalarından, hayat okulunda öğrendikleri şeylerin  asıl lazım olan bilgiler olduğunu ve çok ilerlemiş yaşına rağmen bunları çok güzel aktarabildiğini gördüm. Hele, "Kabirde soracaklar,  Rabbim Allah,Peygamberim Muhammed aleyhisselam, kitabım Kitabullah, itikadda mezhebim Ehl-i sünnet vel- cemaat, amelde mezhebim İmam-ı Azam Ebu Hanife..." diye kabir suallerini ve cevaplarını çok seri bir şekilde sıralayınca, çok ama çok duygulandım, maaşallah nineciğe, inşallah kabirde de böyle kolayca cevapları verebilmek nasip olsun, hem ona hem de tüm müminlere...
Bugün bırakın sıradan insanları, dini eğitim almış kaç kişi itikadda ve amelde mezhebini söyleyebilir? Mezhepleri taasup olarak gören bir kısım din adamlarımız, dinlerini öğrenmek isteyen halkı doğrudan meâl ve tefsir okumaya yönlendirince, ortalık müctehid müsveddelerinden geçilmez oldu.Tabiri caizse, ilkokul mezunu bir kimsenin eline latince cerrahi kitabını verip, okuyarak ameliyat yapması istendi, neticede amel defterlerine kaybedilmiş imanlarla, sakatlanmış ameller kaydedildi. Yazık ki, abdestin farzlarını sayamayanlar, nisap miktarını bilemeyenler, ellerinde geçirdikleri na -ehil kimselerin yazmış olduğu tefsir kitaplarını okuyup, oradan hüküm çıkarmaya, hatta sohbet ortamlarında hanımlara ders vermeğe kalkar oldular, yazık...Ne önceliklerimizden haberimiz var, ne de haddimizden...

Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
"Fıkıh bilgilerini derin âlimler, âyet-i kerimlerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. Bunlar ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden öğrenmeye kalkışmak, nafile ibadet olur. Farz-ı ayn olan fıkıh kitaplarını okumayı bırakıp, nafile olan tefsir okumak caiz değildir. Zaten müctehid olmayanların tefsirden fıkıh bilgisi öğrenmesi imkansızdır. 
Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmiş iki fırkanın âlimleri tefsirlerden yanlış mana anladıkları için sapıttılar. Âlimler sapıtınca âlim olmayanların tefsir okuması felaket olur. Tefsir kitaplarını anlayabilmek için, kolları olan seksen ilimle birlikte yirmi ana ilmi öğrenmek gerekir."

Bir de hiç biri birini tutmayan, sayıları binbeşyüzden fazla olduğu bilinen meâller var ki, belki de en vahim tablo burada.Zira şimdilerde hanımlar arasında, herhangi bir hastalık- sıkıntı için, falanca ayetin meâlini şu kadar oku...şeklinde acayip tavsiyeler dolaşıyor ki, meal okumanın neticelerini buradan bile görmek mümkün olabiliyor. Hastalık ve sıkıntı için bildirilen dualar ve sureler var elbette, şifayı Allahü tealdan beklemek kaydıyla bunlardan istifade edilebileceği bizzat efendimiz aleyhisselam tarafından bildirilmiş, lakin orjinal haliyle okunursa şifa olur, meâli değil.
Bakın, merhum Mehmet Oruç beyin, Dinlerarası Diyalaog Tuzağı ve Dinde Reform isimli kitabında meâller hakkında nasıl sarsıcı bilgiler var:


"Ondört asırdır, dinimizi meallerden öğrenme kültürümüz yok iken, son yıllarda niçin bu yola yönelindi, bunda maksat neydi? Sebilürreşad Mecmuası’nın 18 Safer 1924 tarihli ve 618 numaralı sayısındaki, “Yeni Kur’an Tercümesi” başlıklı yazıda, bu sorunun cevabı özetle şöyle veriliyor:
Kur’an-ı kerim’i tercüme etmek, basıp yaymak bir müddetten beri moda oldu. Ne gariptir ki, ilk defa bu işe teşebbüs eden, Zeki Megamiz isminde, Arap asıllı bir Hıristiyandır. Fakat isminin duyulması üzerine, tercümeyi neşirden vazgeçti.
Daha sonra Cihan Kütüphanesi(yayınevi) sahibi Ermeni Mihran Efendi acele olarak, diğer bir tercümenin basımına başladı ve az zamanda sona erdirerek, “Türkçe Kur’an” ismiyle yayınladı.
Asırlardır, bütün ömürlerini dini yaymakla geçiren, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan İslâm âlimlerinin, Kur’an-ı kerimin tercümesini, meallerini hazırlamayıp da, gayrı müslimlerin böyle bir çalışma yapması, düşündürücü olsa gerekdir... Tercüme ve meal, gerçekten dine faydalı olsaydı, İslâm büyükleri bu faaliyeti gayrı müslimlere bırakırlar mıydı?
Hıristiyan yayımcılar tarafından başlatılan Kur’an tercümesi kampanyaları, şiddetli tenkitlere mâruz kalmıştır. Kur’an-ı kerimin tercüme ve meallerinin yayılması karşısında, Diyanet İşleri Başkanlığı da hareketsiz kalmamış, Müslüman halkı uyandırmak maksadıyla o tarihte bir beyanname yayımlamıştır.
Bu beyanname özetle şöyleydi:
1- Kur’an tercümesi furyası, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra başlamış zararlı bir faaliyettir.

2 - İkinci Meşrutiyet’ten önce, Osmanlı devleti, dini yayınları kontrol altında tutuyor ve ulu orta, yalan-yanlış tercüme ve tefsirlerin neşrine asla müsaade etmiyordu.
3- Meşrutiyet’ten sonra, basın hürriyetinden istifade eden birtakım art niyetli kimseler, gayrı müslimler, sinsi gayelerine uygun Kur’an tercümeleri neşrine başlamışlardır.
4- Türkçe Kur’an demek, küfür sözüdür. Kur’an-ı kerim İlâhidir. Kur’an’ın tercümesi olmaz.
5- Kur’an tercümeleri vasıtasıyla, İslâm dünyasında bir reform hareketi başlatmak istemişler ve muvaffak da olmuşlardır.
6- İslâmiyeti halka ve gençlere Kur’an tercüme ve mealleri ile öğretmeye çalışmak, son derece yanlış ve zararlı bir metoddur. İslâmiyet, Kur’an tercümesinden değil, islam âlimlerinin, halk için yazdıkları ilmihâl (akaid, fıkıh, ahlâk) kitaplarından öğrenilir.

Bilhassa ilk zamanlar çeşitli maksatlarla kimler Kur’an tercümesi yapmamıştır ki? Tercüme paraları ile meyhanede her akşam arkadaşlarına içki ısmarlayan Ömer Rıza Doğrul... Arapça bilmeyen İsmail Hakkı Baltacıoğlu... Yıllar geçtikten sonra nasıl bir inanca sahip olduğunu, kendisi ilan eden Abdülbaki Gölpınarlı ve daha niceleri...
Anadolu’muzun yetiştirdiği büyük âlimlerden İmam-ı Birgivî hazretleri, bu konu ile ilgili olarak şu hadis-i şerifleri bildirmektedir:“Bir kimse, Allahın kitabını kendi fikri, görüşü ile tefsir etse ve bu tefsirinde isabet etmiş bulunsa, açıklaması doğru olsa bile hata etmiş olur.” “Kim ki, Kur’an hakkında, ilmi olmadığı hâlde, kendi kafasına göre açıklarsa, cehennemdeki yerine hazırlansın.”
Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Asırlardır din, meallerden, Kur’an tercümelerinden değil, fıkıh kitaplarından, ilmihâl kitaplarından öğrenilmiştir. Dinimizi doğru olarak öğrenebilmek için, bu sağlam yolu devam ettirmemiz, çıkmaz yollara sapmamamız şarttır. Çıkmaz yollara sapan, kurda kuşa yem olmaya mahkûmdur! (Bütün fıkıh bilgileri için Tamamen nakle dayalı, TAM İLMİHAL SEADET-İ EBEDİYYYE kitabını önemle tavsiye ederim."




Fazla söze ne hacet...Allahü teâla,dinimizi doğru kaynaklardan öğrenebilmeyi ve öğrendiklerimizi tatbik edebilmeyi nasip etsin inşallah.

10 yorum:

  1. Hümeyra ablacm kitaplarda ve ilmihalde "falanca surenin falanca ayetinde mealen.." şeklinde alıntılar da var. bunlar güvenilir kaynaklardan mı alınmıştır? öyleyse bu tefsir kaynaklarının isimlerini verebilirmisin rica etsem

    YanıtlaSil
  2. Ayşenurcum,
    Ehl-i sünnet alimi olduğunu bildiğimiz kimselerin, kitaplarında naklettikleri bilgilerin doğru olduğuna itimad ederiz.Burada dikkat edilmesi gereken iki husus,yazarın kendisinin ehl-i sünnet olması ve yazdıklarının delillerini belirtmesidir,ki bu delillerin muhakkak mezhep imamlarına veya onların icazetli talebelerine dayanması gerekir.Dolayısı ile Hakikat kitabevinin diğer yayınlarıyla birlikte yukarıda tavsiye edilen Tam ilmihalin de en büyük hususiyeti nakiller zinciri ile en sahih kaynaklara kadar uzanmasıdır ki,bu da bizim için en önemli itimad sebebidir.
    Bir de "icazet aldığı hocaları yoluyla,silsilesi efendimiz aleyhisselama dayanan mürşidin her sözüne güvenilir" prensibi gereğidir ki,bu da ayrı bir itimad sebebidir.
    Hâsılı kelâm,okuduğumuz kitaba güveniyorsak,naklettiği her bilgiye de güveniriz.
    İlmihalde genel olarak nakledilen bilginin,-bu bir fıkıh bilgisi veya ayeti kerime ve sure meali olabilir- evvelinde veya hemen sonunda kaynak belirtilmiştir.Ayrıca kitabın en sonunda da istifade edilen kaynaklar topluca verilmiştir.Misalen ben,herhangi bir islami kaynağın,-kitap veya yazar-güvenilir olup olmayacağını da buradan tesbit etme kolaylığını yaşıyorum.Sen de bu kısımdan orjinal kaynaklara ulaşabilirsin canım.
    Muteber tefsir kaynakları elbette vardır,ama bunları günümüz Türkçesine çevirebilmek de ayrı bir yeterlilik ister,dil bilmek kâfi değildir,mesuliyeti ehemmiyet arzeder.Misâlen Mevlâna hazretlerinin Mesneviyi şerifinin öyle çok tercemesi vardır ki,her çevirenin ilmi ve aklı kadar farklı sayıdaki tercümeler yüzünden,mübareğin sözleri anlaşılamamış,saptırlmış,her türden uydurma hikayeler,sözler, kendine atfedilir olmuştur.Nitekim,binlerce okuyucusu olan bir blogger hanım,bu uydurma tercemelerin Mevlâna hazretlerine aitmiş yanılgısı ile,"ben artık kendisini sevmiyorum"deme cüretini gösterebilmiş ve izleyenlerini de bu şekilde manupule etmişir.Günümüz Türkçesine çevrilen tefsriler için de aynı kaygıyı taşımak gerekir.
    Lakin namazda okuduğum ve ezberlemeye çalıştığım diğer sure ve ayet tefsirleri için Prof.Dr.Orhan Karmış Hocanın hazırlamış olduğu bu tefsir programından istifade ediyorum ve elbette tavsiye ediyorum.
    Bilmem sualine yeterli cevap verbildim mi?

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel izah etmissin ablacm parmaklarina saglik :) cok tesekkur ederim.

    YanıtlaSil
  4. Bir yazar şöyle yazmıştı yazısında; "Varsın kocakarı imanı desinler." Tabii yazının tamamında aslında bulunduğu yola kayıtsız şartsız ve şeksiz şüphesiz teslim olma hürriyetini ifade etmişti. Ayşe Nine'yi okuyunca o yazarın yazdıkları geldi aklıma.
    Selamlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. iman...gayba zaten...görülmeyeni görür gibi bilmek...
      "teslim olma hürriyeti..." ne mânâlı ne derin bir ifade sevgili Rasiha:)Çok beğendim ve hep beklerim.

      Sil
  5. Ablacığım İslam ahlakı kitabında okumuştum.Münker ve Nekir müslümana da korkulu şekilde gelir diyordu,yanlış hatırlamıyorsam.Ama suallere doğru cevap verilirse kabrine cennetten bir pencere açılırmış.Kardeşim birgün anneme soruyordu,itikatda mezhebinin imamı kim deyince annem bilemedi.Hepimiz ağlamaya başladık,ya orda bilemezsek?? Kabir sual ve cevaplarını bize hatırlatır mısın ablamm ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Nazlı'cım,
      İmam-ı Gazali hazretleri,kıyamet ve ahiret kitabında,müslüman kadınların,çocukların,şehitlerin,fasıkların,kafirlerin ölümüe dair tafsilatlı bilgiler vermiş,sorgu-sual kısmı da buna göre farklılıklar arzedebiliyormuş.İşin aslı hep dünyada iken nasıl yaşadığımıza bağlı,nasıl yaşarsak öyle ölüyor,nasıl ölürsek öyle haşroluyoruz.Dolayısı ile dünyada iken Cenab-ı Hakka itaatimiz kadar,kabirde-ahirette kolaylıklar var.Misalen dünyada iken bir mümini sevindirince,Allahü teala hemen bir melek yaratıyor ve kişi kabre girince,o melek onu çok güzel bir surette karşılıyor,karanlık kabri nuru ile aydınlatıyor ve diyor ki:ey filan,ben senin dünyada iken müslüman kardeşinin kalbine koyduğun sevincim,Allahü teala beni burada sana yoldaş olmak için yarattı,korkma ben sana yardımcı olacağım...böylece yapılan her türlü iyilik muhakkak ölüm anından itibaren karşımıza kolaylıklar olarak çıkıyor inşallah,yeter ki doğru itikad üzere ve iman üzere ölelim,inşallah,inşallah...Kabir suallerinin cevaplarını Ayşe nine pek seri bir şekilde cevapladı ama,bir de buradan yazalım istersen:
      *Men rabbüke?(Rabbin kim?)-Rabbim Allahü teala
      *Ve men nebbiyyüke?(peygamberin kim?)Peygamberim Muhammed aleyhisselâm.
      *Ve ma dinüke?(dinin ne?)-Dinim İslam
      *...kitabın?-kur'an-ı kerim
      *kıblen?-kabe-i şerif
      *itikatta mezhebin?-ehli sünnet vel cemaat,imamım,imam-ı Maturudi hazretleri(şafiiler için imam-ı Eş'ari hazretleri)
      *amelde mezhebin?Hanefi,imamım İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri(Şafii-imam-ı Şafii,Hanbeli-imam-ı Ahmed bin Hanbel,Maliki- imam-ı Malik
      Adem aleyhisselamın zürriyetinden,
      İbrahim aleyhisselamın milletinden,
      Muhammed aleyhisselamın ümmetindenim,
      Müslümanım elhamdülillah:)
      inşallah hepimize böyle doğru cevapları verebilmeyi nasip etsin Rabbimiz,amin..

      Sil
    2. Amin ablacığım allahü teala razı olsun,çok güzel izah etmişsin.Şu anki aklımız verilir de şakır şakır cevaplarız inşaallah.Hazreti Ömer'in bir kıssası var ya, sual meleklerine;"siz binlerce ışık yılı uzaktan gelip rabbinizi unutmuyorsunuz da,ben şurdan gelip de unutur muyum" diye melekleri bile paylamış mübarek:)

      Sil
  6. allah razı olsun canım aişe hümeyracım gönlüne sağlık ,rabbim bu hizmetlerini yümünlü bereketli kılsın inşallah
    kıymetli lilerden bizleride nasiplendiriyorsun
    bu hizmetlerini daim eylesin rabbim:)

    YanıtlaSil